Cuma pazarı en sevdiğim pazardır zira evimize çok yakındır ve biraz daha fazla dinlenme şansımız vardır. Sabah 6 da kalk borusu çalar ve sarı fatih yada kırmızı bedford kapıda beklemektedir. Vitesler gacır gucur ederek geçer. Kokmuş meyve sebze kokusu, sigara kokusu, biva tenekesi kokusu, bedfordun kendi kokusu eşliğinde tıngır mıngır gireriz pazar yerine. Diğer herkesin de bizden çok farkı yoktur. Seçilmiş hayat budur çünkü. Ama yaş on5 biva içmek daha bir keyifli. Pazar kurulmaya başlar, zikkeler çakılır, kasalar dizilip tezgahlar üzerine oturtulur. Domatesçi malı vurmaya başlar. Dipnot: bir sebze tezgahında domatesçi kimse kral odur. Domates iki tablaya köşeli şekilde vurulur. O en köşedeki üçgen yerde en iyi domatesler vardır.O domatesleri ancak akşam pazarında bütün mal biterse alabilirsiniz. Aksi sadece tanıdık müşterilerde geçerlidir. Domates satmak sanattır bence. Elinin terazi olması lazım bir kere. Akşam pazarında domates yetiştiremezsen adama saf derler. Kefeye koyduğun her mal istenen kilo kadar olmalıdır yada -+ 1 adet şeklinde olmalıdır. O zamanlar öyleydi. İyi mal satarsan karşı tezgahtan diğer domatesçi etiket oyunlarına başlar. Senin yazdığın 5 kilosu 2 lira etiketi güme gider çünkü karşıda iş 3 kilosu 1 lira olmuştur. Almayan müşteriye de yallaahh tazyik diyemeyeceğine göre istemeye istemeye de olsa alt taraftan 3 kilosu 1 lira etiketi çıkar. Bense bunları en kenarda dolmabiber tezgahında izlerdim. Babama poşet yetişmezdi. Öyle domates satardı. Eli çok yatkındı ve müşteri iletişim becerisi çok yüksekti. Keyif alırdım babam domates tarttıkça. Ama yaş on5 biva içmek daha bir keyifli.
Dolmabiber, fasulye ve patlıcan satardım ben. Babam birkaç mani öğretmişti. Patlıcanı patlat gaynanayı çatlat. Patlıcanın garası olur ızgarası tavası. Gara patlıcan gara gözün kör olsun Angara bir el gızının yanında galıyom anam yok babam yok. Hoşgeldiniz Angaraya :) Bunlardan sonuncusu hariç diğer ikisini söyleyerek kalabalığın ilgisini çekmeye çalışırdım. Karşı tezgahta işkembeci Aytekin abi vardı. Muhteşem işkembe içerdi. Gözlerimin içine baka baka patlıcan satardı. Kendi kendime ulan sen görürsün senin yaşına geldiğimde domates satıyor olacağım derdim. Küçücük dünyamın en büyük hayali buydu işte. Domates satmak daha çok domates satmak.
Semaverde az şekerli çay içip bol sarnıçlı Akşemseddin camiinin avlusunda yaşıtım Baran ile eve gitmeden evvel biraz oturur köfte ekmeğimizi yerdik. Evde bizi bekleyen yemekler olmasına rağmen pazar yemeği gerçekten bir başka lezzetli oluyordu. Hala da öyledir benim için. Yaşımız küçük olmasına rağmen elimizden iş geldiği için pazar çevresinde her esnaf bizi severdi ve saygı duyardı. Gelip şu 50' liği parçalar mısın dedikleri zaman mutlu oluyor kendimi önemli hissediyordum. Ama yaş on5 biva içmek daha bir keyifli.
Pazara türlü sebeplerden dolayı çıkamadığımız günler oluyordu. O günlerde kocaman kırmızı bedford ile sokaklarda gezemediğimiz için dede yadigarı traktör ile satışa çıkardık. Babam traktörü kullanır bense arkada kendime bir yer ayarlar oturur müşteri durdurunca istediği maldan verirdim. Mahallelerde tanıdık çıkardı haliyle ve onlara mal satmak daha bir keyifli oluyordu. Biliyordum ki akşam eve gittiklerinde benden bahsedeceklerdi. İyi mallardan verirdim hep. Tüpçü Muharrem'den gıcık aldığım için ona sıradan verirdim. Gittikçe elim terazi olmaya başlamıştı. Gelişimim konusunda şüphe etmiyordum. Tezgahlara kendimce düzen ve iltizam veriyordum. Kendimi tamamen odaklamıştım. Her şey gerçekten çok iyi ve keyifliydi ama yaş on5 olunca biva içmek daha bir keyifliydi...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder